|
|---|
DNA’DA KAYITLI BENZERSİZ ÜRETİM SİSTEMİ PROTEİN SENTEZİ Proteinler, vücutta pek çok hayati göreve sahip büyük, kompleks moleküllerdir. Hücredeki işlerin büyük bölümünü yerine getiren proteinler, vücut dokularının ve organların oluşumu ve görevlerini sürdürmeleri için gereklidirler. Proteinler, amino asit denilen yüzlerce hatta binlerce küçük birimden oluşurlar. Bir proteini oluşturmak için kullanılan 20 çeşit amino asit vardır ve her protein üç yüz ila bin arası amino asidin kombinasyonundan meydana gelir. Amino asitlerin dizilimi proteinlerin kendilerine has 3-boyutlu yapılarını ve özel görevlerini belirler. Böylece her organ kendisi için özel olarak üretilen bu proteinleri kullanır ve insanın hayatta kalmasını sağlayan sistemleri çalıştırır. İnsan vücudunda her biri ayrı önem taşıyan yaklaşık 200.000 farklı çeşit protein bulunur. Proteinleri oluşturan yirmi amino asit eğer gelişigüzel biraraya gelmiş olsaydı, işlev görmeyen sayısız farklı dizilime sahip amino asit yığınları olabilirlerdi. Fakat bu çok özel dizilimler, insanın yaşam fonksiyonları için gerekli olan proteinlerin oluşmasını sağlar. Proteinler sahip oldukları özel dizilimlere göre, hücrenin farklı bölümlerinde yapıtaşları olurlar ve farklı görevler üstlenirler. Örneğin proteinler biraraya gelerek vücuttaki faaliyetleri hızlandıran enzimleri, hastalıklarla savaşan antikorları, organların çalışmasını düzenleyen hormonları oluştururlar. Bunların her birinin vücut için ayrı ve vazgeçilmez bir önemi vardır. Gıda yoluyla alınan proteinler, insan vücudunda mevcut yapılarıyla işlev görmezler. Önce, hücredeki özel laboratuvarlara alınırlar ve burada daha küçük moleküller olan amino asitlere ayrıştırılırlar. Daha sonra bu amino asitler, hücre DNA'sında şifreleri bulunan 200.000 kadar protein çeşidinden, o anda gerekli olanlarını oluşturmak üzere, yeni dizilimlerle biraraya getirilirler. Her aşaması ayrı birer mucize olan bu üretim mekanizmasına "protein sentezi" adı verilir. Proteinlerin sentezlenmesi hücrelerin ana işidir. Çünkü hücre içinde neredeyse her işi proteinler yapar. İnsan vücudundaki on binlerce farklı protein, gerektiğinde tamir edilir; eskidiklerinde ise yenileriyle değiştirilir. Yeni bir proteinin üretilmesi için genetik bilgide yer alan tariflere bakılır ve ihtiyaç duyulan protein buna göre üretilir. Proteinlerin üretim planı DNA üzerindeki şifreli talimatlarda detaylı olarak mevcuttur. Moleküler biyolog Michael Denton DNA'daki protein üretim planından şöyle bahsetmektedir: DNA'nın hayatın veri bankası ve tüm biyolojik bilgilerin depolanma merkezi olduğu noktada, proteinler de hayatın canlı aktörleridir. Bu evrensel inşa edici makineler ya da nano-idareciler tek boyutlu DNA rüyasını, hücrenin canlı ve üç boyutlu gerçekliğine dönüştürürler. Proteinler, DNA üzerindeki talimatları okuyarak, atomlar ile molekülleri trilyonlarca eşsiz, belirli düzenlemelere girmeleri için yönlendirirler; hücrenin kendini eşleme ve kendini düzenleme mucizelerinin gerçekleşmesini sağlarlar. İnsan günlük hayatını devam ettirirken, vücudundaki 100 trilyon hücrenin hemen hepsinde her an bu kompleks işlemler gerçekleşir. Vücuttaki üreme ve kan hücreleri hariç bütün hücreler, geçen her saniyede yaklaşık iki bin protein üretmektedir. Yetişkin bir insanın vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre, günün her saatinde yaklaşık 150.000.000.000.000.000.000 (150 kentilyon) adet amino asidi kusursuzca organize ederek, protein zincirleri oluşturur. Bu her gün, her dakika, her saniye gerçekleşir. Prof. Gerald L. Schroeder hücre içindeki bu ortamı şöyle tarif etmektedir: Hücrelerimiz, hareketliliğin hiç azalmadığı birer şaheserdir. Yedi gün, yirmi dört saat, her saniye üretilen iki bin protein, ihtiyaç duyulan noktalara tam da gerektiği gibi dağılmaktadır. Burada gece uykusuna çekilmek diye bir şey yoktur. Canlıların yaşamlarını sürdürebilmelerinde hayati bir önemi olan proteinlerin, hücre içinde üretimleri için dünya üzerindeki hiçbir örnekle kıyaslanamayacak komplekslikte ve düzende, kusursuz bir sistem bulunmaktadır. Bu kompleks üretim tesisinde hiçbir hataya yer yoktur. Herhangi bir aşamada meydana gelen bir aksaklık, hemen güvenlik kontrol sistemi sayesinde düzeltilir. Böylece canlının yaşamını sürdürmesini sağlayacak olan proteinler hiçbir aksama olmadan, tam gerektiği zamanda, tam gereken yerde ve şekilde üretilirler. Protein üretiminin bir diğer mucizevi özelliği de çok yüksek bir hızda gerçekleşmesidir. Örneğin 100 amino asit taşıyan bir protein molekülü, E. coli bakterisinin hücresi tarafından 5 saniyede sentezlenir. Bu öylesine büyük bir hızdır ki, böyle bir hızda bütün üretim sürecini kusursuz biçimde tamamlayabilen bir fabrika, yeryüzünde mevcut değildir. Bu hız canlılar için çok önemlidir, çünkü hücrelerde canlılığın sürdürülebilmesi için her an birçok proteine ihtiyaç duyulur. Moleküler biyolog David S. Goodsell The Machinery of Life (Hayatın Mekanizması) adlı kitabında protein sentezinin canlılık açısından önemini şu ifadelerle anlatmaktadır: Hayatı mümkün kılan en önemli moleküler süreç protein sentezidir, çünkü hayatın neredeyse her noktasında proteinler kullanılır. Protein sentezi birbirleriyle çok yoğun bağlantılı tepkimeleri içerir ve bunların büyük bir kısmı yine proteinler tarafından gerçekleştirilir. Bu da biyokimyanın cevaplanmamış bilmecelerinden birisini ortaya koyar. Hangisi daha önce gelmiştir, proteinler mi, protein sentezi mi? Eğer proteinlerin üretimi için yine proteinler gerekiyorsa, her şey nasıl başlamıştır? David S. Goodsell, The Machinery of Life, Springer-Verlag, New York Inc., 1993, s. 45 Evrimciler için bu soruya cevap vermek mümkün değildir. Çünkü Darwinist ön kabuller buradaki açık gerçeği görmelerine, daha doğrusu dürüstçe dile getirmelerine engel olmaktadır. Oysa yaratılış gerçeği kaçınılmazdır: Proteinleri de, hücre içinde büyük bir hızla gerçekleşen protein sentezini de aynı anda yaratan Yüce Allah'tır. Rabbimiz her bir hücremizdeki DNA'da kodlu bilgileri vesile kılarak, protein sentezi gibi hayati işlemlerin aksamadan sürdürülmesine imkan vermiştir.
Protein üretimi sırasında birçok protein aynı anda faaliyet gösterir. Hücrelerin içinde protein üretimi için gereken bütün parçalar eksiksiz biçimde birarada çalışırlar. 80'in üzerinde ribozom proteini, 20'nin üzerinde amino asit habercisi olan molekül, bir düzinenin üzerinde yardımcı enzim, 100'ün üzerinde son işlemleri gerçekleştiren enzimler, 40'ın üzerinde RNA molekülü olmak üzere yaklaşık 300 makromolekül, koordinasyon halinde protein sentezinde rol alır. Büyük bir mühendis kadrosunun bile zorlukla koordine edebileceği bu kusursuz üretim sistemi, milimetrenin binde biri kadar küçük bir alanda, bundan çok daha küçük yüzlerce molekülün yoğun faaliyetiyle, yaşamın devam edebilmesini sağlar. Bu üretimde görev alan moleküllerden tek bir tanesinin olmaması durumunda ise, tüm üretim zinciri aksar. Böylesine planlı ve toplu bir şuur içinde çalışan bir sistem, ancak her varlık üzerinde mutlak hakim olan Allah'ın yaratması ile mümkündür. Protein sentezinin nasıl gerçekleştiğine Protein Mucizesi isimli kitabımızda detaylı olarak yer verilmektedir. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Protein Mucizesi, Araştırma Yayıncılık) Bu nedenle bu bölümde bu üretimin sadece genel hatlarına değinerek, DNA'daki bilgiden nasıl faydalanıldığını göreceğiz.
Protein üretimi -"protein sentezi"- DNA'daki genetik bilginin RNA'ya oradan da proteine aktarılmasını sağlayan "transkripsiyon" (RNA sentezi) ve "translasyon" (polipeptid sentezi) olarak tanımlanan iki aşamada gerçekleşir. İlk adım olan transkripsiyon, hücre çekirdeğinde başlar ve çift şeritli DNA'daki genetik bilginin tek şeritli RNA molekülü aracılığıyla taşınması anlamına gelir. Protein sentezindeki diğer adım olan translasyon ise, hücrenin sitoplazmasında (hücrenin çekirdek dışında kalan kısmı) gerçekleşir ve RNA'daki genetik bilginin proteine aktarılması olayıdır. DNA ve RNA Moleküllerinin Farklı Olmasının Hikmeti Nükleik asitler hücrelerde iki ayrı biçimde bulunurlar: DNA (Deoksiribonükleik asit) ve RNA (ribonükleik asit) olarak. DNA ve RNA hücrelerde farklı işlevleri yerine getirirler. RNA ile DNA molekülleri arasındaki farklar genel hatlarıyla şöyledir:
Yapılarındaki şeker farklıdır: RNA molekülünün omurgası, DNA'daki deoksiriboz şeker molekülü yerine, riboz şekerine sahiptir. Yapılarındaki baz farklıdır: DNA'daki timin (T) bazı yerine, RNA'da ürasil (U) vardır. RNA daha kısa ve tek şeritlidir: RNA, DNA'ya yapısal olarak benzerlik gösteren bir polimerdir (çok sayıda molekülün kimyasal bağlarla düzenli bir şekilde bağlanarak oluşturdukları bileşiklerdir) ve DNA gibi o da bilgi taşır. Fakat RNA, DNA'nın aksine tek şeritlidir. DNA daha kararlı bir moleküldür: RNA, her şeker molekülünde fazladan bir oksijen atomuna sahiptir ve her timin bazında bir karbon atomu eksiktir. DNA'nın şeker moleküllerinde oksijen bulunmaması, yani DNA'nın deoksiriboz şeker yapısına sahip olması, onu RNA'dan daha kararlı bir molekül kılar. Bu nedenle DNA bilgi depolanması için en ideal moleküldür ve hücrede uzun vadede genetik bilgiyi depolamak için çok daha uygundur. Nitekim hücre içinde de, canlının yaşamı ve tüm nesillerin devamı için bilgileri saklamak amacıyla DNA görevlidir. Daha kararsız olan RNA ise geçici roller üstlenir ve kısa vadeli bilgilerin taşınmasında görev alır. RNA daha çabuk tepkimeye girer: Ayrıca RNA fazladan bir hidroksil (OH) grubuna sahip olduğu için DNA'dan daha kolay tepkimeye girebilir ve bu nedenle de daha az kararlıdır. Bu da genetik bilginin saklanması için, RNA'nın DNA gibi uygun olmadığını göstermektedir. Tek şeritli RNA molekülünün kompleks 3 boyutlu yapılara uyum sağlayabilmesi sayesinde, sağlam ve çift şeritli DNA sarmalı tarafından gerçekleştirilemeyen katalitik faaliyetleri, RNA yerine getirebilir. (Katalitik etki: Bir maddenin kimyasal bir tepkimede, hiçbir değişmeye uğramadan, tepkimenin olmasını veya hızının değişmesini sağlayan etkisidir.) Bu katalitik yetenekleri sayesinde RNA molekülleri şaşırtıcı biçimde kimyasal yapılarını değiştirebilirler. Örneğin hücre çekirdeğindeki süreçler sırasında, DNA diziliminin büyük bir kopyasından, kendilerini çok daha küçük mesajcı RNA dizilimine dönüştürürler. Mesajcı RNA da, daha sonra ribozom tarafından proteinin amino asit dizilimine çevrilir. DNA'daki bilgiye daha kolay erişilir: RNA molekülü, DNA gibi çifte sarmal bir yapıda olacak olsa, RNA'da yapısal bükülmeler olmayacak, bu da proteinler tarafından tanınmasını engelleyecektir. Aynı zamanda çifte sarmal halindeki bir RNA, derin bir girintiye sahip olacağından, proteinlerin ona erişimi, dolayısıyla şifreli bilgilerin okunması DNA'dan daha zor olacaktır. Diğer bir deyişle proteinler, çifte sarmal halindeki RNA'da, baz dizilimlerini DNA'da olduğu gibi kolaylıkla tanıyamaz. Dolayısıyla genetik bilginin saklanması için DNA hem daha kararlı, hem de daha kolay erişilebilir olduğu için RNA'dan çok daha uygundur.
RNA, çekirdeğin içerisindeki DNA'dan aldığı genetik mesajı sitoplazmaya (hücreninin, çekirdeğin dışında kalan kısmı) taşır, burada mesaj tercüme edilir. Bu iki molekülün arasındaki farklar, görevlerini yerine getirmeleri için birer gerekliliktir. DNA hücre içinde kalıcı ve erişilebilir nitelikler taşıyan, kararlı bir bilgi saklama merkezidir. RNA ise genetik bilginin tercüme edilmesini sağlayan değişken bir taşıyıcıdır. Moleküler biyolog Michael Denton Nature's Destiny (Doğanın Kaderi) adlı kitabında, bu özelliklerin önemine şöyle dikkat çekmektedir: ... tüm deliller, bunlarda [DNA ve RNA'da] meydana gelecek herhangi bir değişikliğin zararlı etkiler doğuracağını ve bilinen başka hiçbir polimerin DNA ve RNA moleküllerinin kimyasal ve fiziksel özelliklerine sahip olmadığını göstermektedir. Michael J. Denton, Nature's Destiny, Free Press, New York, 1998, s. 159 Ayrıca tek şerit halindeki RNA, DNA çifte sarmalından çok daha esnektir. Görüldüğü gibi DNA ve RNA moleküllerinin her biri, kendi işlevleri için özel olarak yaratılmışlardır. Yapılarındaki ufak gibi görünen farklılıkların her biri, görevleri açısından son derece önemlidir ve tüm bu detayların toplamı, kompleks bir düzenin parçasını oluşturur. Prof. Gerald L. Schroeder DNA-RNA mekanizmasındaki komplekslikten şöyle bahsetmektedir:
Tek bir temel hücre yapısı, tek bir temel enerji kaynağı, tek bir organel kümesi bütün canlılarda ortaktır. Ve bu birliği düzenleyen tek bir sistem vardır; cansız işlenmemiş materyalleri alıp bunları yaşayan, düşünen, seçim yapabilen varlıklara dönüşecek şekilde organize eden DNA-RNA takımı. Bu ortaklığın insanın hayal gücünü zorlayacak derecede kompleks bir yapısı vardır.
İnsanın bu sistem üzerinde hiçbir etkisi yoktur. İnsan, daha tek bir hücre iken Yüce Rabbimiz bu sistemi gözle görülmeyen bir boyutta insanın hücrelerine yerleştirmiştir. Allah'ın rahmeti ile kuşatılmış olan insan, herşeyde O'na muhtaç yaşamaktadır: De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir. (İhlas Suresi, 1-4) DNA'daki Talimatlara Göre Gerçekleşen Protein Üretimi Vücutta herhangi bir proteine ihtiyaç duyulduğu zaman, bu ihtiyacı ifade eden bir mesaj, üretimi gerçekleştirecek olan hücrenin DNA'sına ulaştırılır. Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta bulunmaktadır: Vücutta herhangi bir protein ihtiyacı olduğunda yine protein olan bazı haberciler, nereye başvurmaları gerektiğini bilerek, tüm vücutta ilgili yeri bulabilmekte, ihtiyaç mesajını doğru yere, doğru şekilde iletebilmektedirler. Bu iletişimi sağlayan protein kendisine göre karanlık bir dehliz olan vücudun içinde kaybolmadan yolunu bularak, taşıdığı mesajı kaybetmeden ya da herhangi bir parçasına zarar vermeden oraya ulaştırmaktadır. Yani her bir parçada çok büyük bir görev bilinci bulunmaktadır.
Hücre çekirdeğine gelen mesaj, bir dizi kompleks ve son derece organize işlemden sonra proteine dönüşür. Protein talebinin, vücuttaki 100 trilyon hücreden doğru hücrelere ulaşması, mesajı alan hücrenin kendisinden ne istendiğini anlayarak hemen işe koyulması ve kusursuz bir sonuç elde etmesi, bilim adamlarını şaşırtan olaylardır. DNA molekülü üzerindeki genetik şifre öyle bir yazılımdır ki, içeriğini, ne anlama geldiğini ve insan hayatı boyunca vücuda nasıl etki edeceğini yalnız hücrenin kendisi "bilebilir". Fakat söz konusu hücreler, şuursuz ve cansız atomlardan oluşan kümelerdir. Yerde ve gökte herşeyi denetiminde bulunduran Yüce Rabbimiz'in yönlendirmesi ile, insanların başaramayacağı işlemleri kusursuzca gerçekleştirirler. Kuran'da Allah şöyle buyurmaktadır: Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.) (Hud Suresi, 56) Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak suresi, 12) Protein molekülleri bir evin tuğla üstüne tuğla konularak inşa edilmesi gibi "bloklar halinde" üretilir. Her farklı protein belirli bir şablona göre üretilir. Her bir proteinin kendisine has amino asit dizilimi, DNA'da kayıtlı bilgiler tarafından belirlenir. DNA molekülündeki genetik şifrenin çözülmesi ve kayıtlı bilgilerden protein üretilmesi, başlıca iki aşamada gerçekleşir: 1- DNA'dan RNA sentezi (Transkripsiyon) 1- DNA'dan RNA sentezi (Transkripsiyon): Protein üretiminde ilk aşama RNA sentezidir. Bu işlem DNA sarmalının açılmasıyla başlar. DNA molekülü üzerindeki Adenin, Guanin, Sitozin ve Timin bazları karşı karşıya gelip el ele tutuştuklarında iki omurgayı birleştirmiş, sarmal yapıyı meydana getirmişlerdir. Transkripsiyon aşamasında ise söz konusu bazlar, ellerini bırakırlar ve DNA molekülünün çift zincirli yapısı tıpkı bir "fermuar" gibi açılmaya başlar. DNA çözülmeye başladıkça "RNA polimeraz" adı verilen özel bir protein, DNA üzerinde gezerek onu okumaya başlar. Bu okuma esnasında DNA üzerindeki bazlara karşılık gelen diğer bazlar birbirlerine eklenerek yeni bir RNA üretilir. Üretilen bu RNA; mesajcı RNA (mRNA)'dır. Mesajcı RNA'nın DNA'dan farkı, Adenin bazının karşısına Timin, yerine "U" harfiyle gösterilen "Urasil" bazının gelmiş olmasıdır. Ayrıca bu bazlar üçlü gruplar halinde sıralanmışlardır. Üretimi tamamlanan mesajcı RNA, daha sonra DNA üzerinden ayrılarak bir dizi işlemle çeşitli düzeltmelere tabi tutulur. Bir heykeltıraşın meydana getirdiği heykeli, en ince detayına kadar yontarak düzeltmesi gibi, hücre de aynı şekilde üretilen kaba RNA'yı düzeltmek için bir dizi enzimi görevlendirir. 2- RNA'dan protein sentezi (Translasyon): Düzeltme işlemleri tamamlanmış olan mesajcı RNA, daha sonra çekirdekten çıkarak "ribozom" adı verilen ve enerji üretim santrali olan bir organele gelerek ona bağlanır. Mesajcı RNA molekülünün bir özelliği, sıralanan bazların 3'lü gruplar halinde ayrılmış olmasıdır. Oluşturulan bu üçlü gruplara "kodon" adı verilir. Bu şekilde üretilen mRNA, ribozoma bağlandıktan sonra, 3'lü grupların okunmasına başlanır.
Taşıyıcı RNA (tRNA) adı verilen bir başka RNA çeşidi daha vardır. Bunların protein sentezi sırasındaki görevi, yeni proteinleri oluşturacak olan amino asitleri taşımaktır. Taşıyıcı RNA, mesajcı RNA veya DNA gibi uzun değildir; üzerinde yalnızca 15-20 baz sırası bulundur. Diğer bir özelliği de birbiri ardınca sıralanan bazların bir daire oluşturacak şekilde bağlanmalarıdır. Taşıyıcı RNA halkasının üzerinde iki önemli bölge vardır. Bu bölgelerden ilki, taşıyacağı amino asidin tanınmasını sağlayan bölgedir. Diğer bölge ise tRNA'nın, mRNA'ya bağlanacağı, 3 adet baz sırasından oluşan bölgedir. Bu bölgeye "anti-kodon" adı verilir. Taşıyıcı RNA üzerinde bulunan "anti-kodon", ribozoma tutunmuş mRNA üzerindeki "kodon" adı verilen 3'lü gruplara bağlanır. Taşıyıcı RNA'ların anti-kodonları, mesajcı RNA üzerindeki kodonlara sırasıyla bağlanırken, beraberlerinde amino asitleri de getirmişlerdir. Taşıyıcı RNA'lar sırayla kodonlara bağlandıkça, sırtlarındaki amino asitler de birbirleriyle bağlanmaya başlarlar. Yüzlerce binlerce tRNA yan yana dizildiklerinde, üzerlerindeki amino asitler de yan yana gelmiş olur. İşte yan yana gelen bu amino asitler, birbirleriyle bağ yaparak proteini sentezlemeye başlarlar. Tam bu sırada, işi biten tRNA yükünü boşaltmış olarak mRNA'dan bağını kopararır ve ribozomdan ayrılır. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Protein Mucizesi, Araştırma Yayıncılık)
Üretim boyunca tek bir amino asidin yanlış bir yere eklenmesi, proteini işe yaramaz bir molekül haline getirmeye yeterlidir. Oysa bu işlem bütün canlı hücrelerde kusursuz bir biçimde işler. Nakliye görevini yapan her tRNA, getirdiği her amino asidi üretim talimatında belirtilen yere götürür ve üretimdeki işleyişin bozulmamasını sağlar. Moleküler biyolog Michael Denton buradaki olağanüstü düzene şöyle dikkat çekmektedir: Eğer genom üzerinde belirli bölgeleri işaretlemek için kullanılan hedef dizilimler, hiçbir şüpheye yer vermeyecek biçimde benzersiz olmasaydı, elbette kaos kaçınılmaz olacaktı. Genom, farklı çekmecelerde aynı etiketlerin yer aldığı, bir dosya dolabına benzeyecekti. Şuursuz moleküllerde görülen bu kusursuz disiplin anlayışı, bilinç ve sorumluluk gerektiren hareketler, üstün akıl ve güç sahibi olan Allah'a boyun eğdiklerinin ve O'nun kontrolü ile hareket ettiklerinin bir göstergesidir. Kuran’da şöyle bildirilmektedir: De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine, İnsanların (gerçek) İlahına; (Nas Suresi, 1-3)
Açık Bir Mucize: Protein Sentezini Proteinler Gerçekleştiriyor
Protein sentezinin aşamalarına baktığımızda dikkatimizi çeken konulardan biri, tek bir protein molekülünün üretilmesi için yüzlerce farklı protein ve enzime ihtiyaç olduğudur. Bunların yanı sıra yine birçok molekül ve iyon (elektrik yüklü atom) da hazır bulunmalıdır. Peki öyle ise, ilk protein nasıl oluşmuştur? İşte bu soru, evrimcilerin en önemli çıkmazlarından biridir. Evrimci biyolog Carly P. Haskings American Scientist dergisinde yayınlanan bir makalesinde evrimin bu çıkmazını şöyle ifade etmiştir: ... Fakat biyokimyevi genetik sayesinde evrimle ilgili birçok önemli soru hala cevaplanamamıştır... Bütün canlılarda, hem DNA eşleşmesi, hem de üzerlerindeki şifrelerin proteinlere çevrilmesi, oldukça spesifik ve uygun enzimler sayesinde olmaktadır. Aynı zamanda bu enzim moleküllerinin yapıları da, bizzat DNA tarafından belirlenmektedir. İşte bu gerçek, evrimde çok esrarlı bir problemi ortaya çıkarmaktadır. Acaba evrim olayında, şifrenin kendisi ve bu şifrenin içinden de proteinlerin sentezinde gerekli olan diğer enzimler beraberce mi ortaya çıkmıştır? Bu bileşiklerin olağanüstü karmaşıklığı ve sentezlenmeleri için aralarında hiç aksamayan bir koordinasyonun olma zorunluluğu göz önüne alındığında, söz konusu zaman çakışmasından bahsetmek çok saçma olmaktadır. Bu soruya Darwin'in görüşleri dışında cevap aramalıyız. Çünkü söz konusu durum özel yaratılışı öngören çok güçlü bir delil oluşturmaktadır. Carly P. Haskings, "Advances and Challenges in Science", American Scientist, cilt 59, 1971, s. 298. O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir." (Haşr Suresi, 24)
Ayrıca söz konusu moleküllerin şuursuz atomlardan oluşmuş olduğunu unutmamak, dolayısıyla şu soruları sormak gerekir. Akıl, şuur sahibi olmayan bir madde, nasıl olup da bir başka şeyi denetleme, kontrol etme, işlere müdahalede bulunma gibi yeteneklere sahip olabilir? Emirler gönderip, belli bir amaca yönelik çok sistemli bir şekilde nasıl hareket edebilir? Darwinist öğretinin etkisine girmiş kimseler, işte tüm bunların kör ve şuursuz tesadüflerin eseri olduğunu iddia ederler. Ancak hücrelerin varlığından habersiz bu moleküllerin, onların ihtiyaçları olan proteinleri üretmeyi, kendi kendilerine görev edinmeleri, bunun için karar almaları imkansızdır. Kuşkusuz buradaki üstün akıl, bilgi ve şuur gerektiren görevleri, şuursuz atomların belirlemesi mümkün değildir. Onlar sadece kendileri için belirlenmiş görevi eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yerine getirirler ve onlara bu görevi veren, onları bu sistemin bir parçası olarak yaratan Allah'a boyun eğerler. Bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmektedir: "Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır." (Taha Suresi, 98)
|
|---|